
Bir gazetecinin ekran karşısında Arap Alevilerini, Nusayrileri hedef alan çirkin ve kabul edilemez sözlerini duyduğumda yalnızca bir Nusayri Alevi olarak değil, insan olarak da derinden üzüldüm.
Sözün bir ağırlığı vardır.
Hele o söz milyonların önünde söyleniyorsa, sorumluluğu çok daha büyüktür.
Bir toplumun tamamını inancı, kökeni veya kimliği üzerinden suçlamak; gazetecilik değildir. Eleştiri hiç değildir. Hele ki bir topluluğun ölümü üzerinden konuşmayı normalleştirmek, vicdanların kabul edeceği bir dil olamaz.
Ben bir Nusayri Aleviyim.
Kimliğimi saklamıyorum, inkâr etmiyorum, bundan utanmıyorum.
Aksine; inancımı, kültürümü ve köklerimi onurla taşıyorum.
Fakat benim kimliğime saygı gösterilmesini isterken başka bir topluluğun kimliğine de saygı göstermeyi bilirim. Çünkü insan hakları, yalnızca kendimiz için istediğimizde anlam taşımaz.
Suriye’de veya dünyanın herhangi bir yerinde yaşanan siyasi olayların, bir inanç topluluğunun tamamına fatura edilmesi kabul edilemez.
Bir kişinin suçu, milyonların suçu değildir.
Bir yönetimin yaptığı yanlış, o inanca mensup herkesin üzerine yıkılamaz.
Bir insanın kimliği, onun suçunun delili değildir.
Bugün Arap Alevilerini ve Nusayrileri hedef alan nefret dili kullanılırsa, yarın başka bir topluluk aynı nefretin hedefi olabilir.
Bu nedenle mesele yalnızca bizim meselemiz değildir.
Bu mesele, vicdan meselesidir.
Gazetecilik; toplumları birbirine düşürmek değil, gerçeğin peşinden gitmektir.
Gazetecilik; farklılıkları körüklemek değil, insanların birbirini anlamasına aracılık etmektir.
Gazetecilik; nefretin değil, hakikatin sesini yükseltmektir.
Elbette herkes eleştirilebilir.
Siyasetçiler eleştirilebilir. Yönetimler eleştirilebilir. Kurumlar eleştirilebilir. Fikirler tartışılabilir.
Ama bir insanın doğduğu kimlik, taşıdığı inanç ve mensup olduğu toplum topluca hedef gösterilemez.
Ben bugün buradan açıkça söylüyorum:
Arap Alevileri yalnız değildir.
Nusayriler yalnız değildir.
Ve biz kimliğimizi başımızı öne eğerek değil, başımız dik taşıyoruz.
Biz kimseye düşmanlık istemiyoruz.
Biz intikam istemiyoruz.
Biz başka bir inancı küçümsemiyoruz.
Biz yalnızca aynı saygıyı kendimiz için de istiyoruz.
Çünkü asalet; başkasını ezmek değil, farklı olana rağmen insan kalabilmektir.
Bizim cevabımız nefret olmayacak.
Bizim cevabımız hakaret olmayacak.
Bizim cevabımız şiddet hiç olmayacak.
Bizim cevabımız adalet, vicdan ve onurlu bir duruş olacak.
Bir gazetecinin ağzından çıkan söz, milyonlarca insanın kalbine dokunabilir.
Bu nedenle herkes konuşurken bir kez değil, bin kez düşünmelidir.
Çünkü bazı sözler yalnızca söylenmez;
yaralar.
Ve bazı yaralar, özürden çok daha büyük bir sorumluluk gerektirir.
Ben bir Nusayri Alevi kadını olarak buradan bir kez daha söylüyorum:
Kimliğimiz suç değildir. İnancımız suç değildir. Varlığımız suç değildir.
Biz bu toprakların insanlarıyız.
Ve hiç kimsenin çirkin sözleri, bizim kimliğimizden duyduğumuz onuru elimizden alamaz.
Nefrete karşı susmayacağız; fakat nefret ederek de konuşmayacağız.
Çünkü biz kim olduğumuzu biliyoruz.
Ve biliyoruz ki;
İnsanı büyüten, başkasını küçültmek değil; kendi duruşunu asaletle korumaktır.
Meltem YUVARLAK