
Bazı şehirler vardır; haritada bir yer değildir yalnızca.
Biriktirdiği hatıraları, acıları, sevinçleri ve insanlarıyla bir yürek taşır.
İskenderun da böyledir.
Denizi başka güzel, akşamı başka güzel…
Ama ben bugün denizinden değil, insanından söz etmek istiyorum.
Çünkü bir şehri şehir yapan binaları değildir.
O şehrin sokaklarında yürüyen insanların birbirine bıraktığı izdir.
İskenderun çok şey gördü.
Sevinçler yaşadı, kayıplar yaşadı, yaralar aldı.
Ama bazı şehirler vardır; yıkıldığında yalnızca duvarlarını değil, insanlarının birbirine nasıl tutunduğunu gösterir.
İşte gerçek zenginlik tam da burada başlar.
Zor gününde komşusunun kapısını çalan insanda…
Tanımadığı birinin derdine el uzatanda…
Bir çocuğun başını okşayan yaşlı bir amcada…
Bir annenin gözyaşını kendi acısı gibi hisseden kadında…
Bazen bir şehri ayağa kaldıran şey beton değil, vicdandır.
Ve bugün hepimizin birbirimize yeniden hatırlatması gereken bir şey var:
İnsan olmak, iyi günlerde yan yana durmak değildir.
Asıl mesele, hayat zorlaştığında birbirimizin yanında kalabilmektir.
Çünkü kolay zamanda herkes iyi görünür.
Asalet, insanın elinde imkân varken değil;
elinde hiçbir şey yokken bile iyiliğini kaybetmemesidir.
İskenderun’un en büyük hazinesi ne limanıdır, ne denizidir, ne de güzel manzarası…
İskenderun’un en büyük hazinesi insanıdır.
Bu yüzden birbirimizi kırmadan, küçümsemeden, ötekileştirmeden yaşayalım.
Birbirimizin yarasına tuz değil, merhem olalım.
Çünkü şehirleri yeniden inşa etmek mümkündür.
Ama kaybolan güveni, kırılan kalbi, yitirilen insanlığı yeniden inşa etmek çok daha zordur.
İskenderun’un rüzgârı güçlüdür.
Ama ben inanıyorum ki, bu şehrin insanının yüreği rüzgârından daha güçlüdür.
Ve bazı şehirler yeniden ayağa kalkmaz…
Yeniden doğar.
İskenderun da onlardan biridir.
Meltem YUVARLAK